Az önce Bağdat Caddesi’nden eve taksiyle geldim. O da saat geç olduğundan yoksa taksiye verdiğim paraya acırım. O yüzden mesafe ne kadar uzak olursa olsun dolmuşu tercih ederim baya zamanımı alsa da. Neyse, bindikten sonra kendimce hesaplar yapıyordum, “25 lira tutar herhalde. Bu iki gün biraz kısarım, evde yerim öğle yemeğini, çay kahve içmem, para harcamamış olurum, denkleştirmiş olurum kotamı.” gibisinden.
22,75 tuttu. “15 ver önemli değil, bizde çocuk okutuyoruz.” dedi. Israr ettim, almadı. “Helal edin.” dedim. Bunu dedikten sonra taksicinin yüzündeki şefkatli gülüşü ne zamandır ilk defa gördüm birisinden. Bu saf hoşgörü ifadesini görmeyeli baya olmuş, o an fark ettim. “Allah bereket versin, hayırlı işler.” dedim, kapattım kapıyı.
Işıkların dibine park etmiş müşterisini bekliyordu. Uyuyordu da. Cama tıkladım önce, uyanmadı. İkincisinde tırnağımla biraz daha sert vurdum cama. Sıçradı, camı açtı. “Yeditepe Üniversitesi ne kadar tutar?” dedim. “Gel kestirmeden giderim.” dedi. Uykusunun en tatlı anında uyandı ve alması gereken paranın dörtte birini almadı.