akşamüstü, parlement mavisi

BATAN GÜNEŞİN TURUNCU IŞIĞI YÜZÜNE VURMUŞ BİR ANTİKAHRAMAN

Burnum tıkalı, ağzımdan soluk alıp veriyorum, sırtımın sağ tarafı; tam kürek kemiğimin altı tutuldu çayıma bile uzanamıyorum.

Güneş battı batacak. Masa lambamı şimdi açtım. Öncesinde her yer griydi, yalnızlığın grisi. Ne aydınlık, ne karanlık. Ve sessiz. 

Çok değil, beş sene sonrasını göremiyorum.

Bitsin artık diye iç geçiriyorum ama bitmeyecek. Biliyorum. Buraya kadar böyle geldim, bundan sonra da böyle gidecek.

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Lhasa De Sela - De Cara a la Pared

1 hafta önce - 1
aksamustuparlementmavisi:

Bert Hardy - Chinatown, Liverpool, May 1942

aksamustuparlementmavisi:

Bert Hardy - Chinatown, Liverpool, May 1942

Az önce Bağdat Caddesi’nden eve taksiyle geldim. O da saat geç olduğundan yoksa taksiye verdiğim paraya acırım. O yüzden mesafe ne kadar uzak olursa olsun dolmuşu tercih ederim baya zamanımı alsa da. Neyse, bindikten sonra kendimce hesaplar yapıyordum, “25 lira tutar herhalde. Bu iki gün biraz kısarım, evde yerim öğle yemeğini, çay kahve içmem, para harcamamış olurum, denkleştirmiş olurum kotamı.” gibisinden. 

22,75 tuttu. “15 ver önemli değil, bizde çocuk okutuyoruz.” dedi. Israr ettim, almadı. “Helal edin.” dedim. Bunu dedikten sonra taksicinin yüzündeki şefkatli gülüşü ne zamandır ilk defa gördüm birisinden. Bu saf hoşgörü ifadesini görmeyeli baya olmuş, o an fark ettim. “Allah bereket versin, hayırlı işler.” dedim, kapattım kapıyı. 

Işıkların dibine park etmiş müşterisini bekliyordu. Uyuyordu da. Cama tıkladım önce, uyanmadı. İkincisinde tırnağımla biraz daha sert vurdum cama. Sıçradı, camı açtı. “Yeditepe Üniversitesi ne kadar tutar?” dedim. “Gel kestirmeden giderim.” dedi. Uykusunun en tatlı anında uyandı ve alması gereken paranın dörtte birini almadı.

Charles William Mitchell- Hypatia

Charles William Mitchell- Hypatia

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Erkan Oğur - Gnossienne no. 3  

(Yazı Tura Film Müziği)

1 ay önce

Bazen aklıma geliyor da; savaş meydanında iki kardeş aynı cephede savaşsak ve kardeşim ağır yaralansa, hiçbir yaram olmasa da onunla birlikte ölümü beklerim. İsterse bütün birlik çekilsin yine de kardeşimin elini bırakmam, atarım silahımı bir kenara. Vatan millet zerre umurumda olmaz bırakırım savaşı. Ama aynısı benim başıma gelse beni bırakmasını söylerim. 

Aslında bu yaptığım büyük bencillik. O ölürken ben ona olan sadakatimi kanıtlayabiliyorum ama ben aynı durumdayken onun bu hazzı yaşamasına izin vermiyorum. 

Sikerim lan benim dediğim olur. Ben ondan üç yaş daha büyüğüm.

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Gecenin bir vakti pencereden dışarı boş boş bakarken kollarının birden taşıyamayacağın kadar ağır bir hale gelmesi, hiç de yaşanabilir bir hayat tecrübesi değil. 


1 ay önce

Ve yarın yeni bir hafta başlayacak. Günlerden pazartesi. Tıpkı diğer pazartesiler gibi; uyanması en zor sabah olacak. Ama hızlı geçme olasılığı yüksek. Salı, çarşamba, perşembe, cuma… Hızlı geçecek bütün bunlar. İnsanın her hangi bir beklentisi kalmayınca günler hızlı geçiyor. Umudunu yitirince zamanın hükmü kalmıyor.

[Bu videoyu izlemek için Flash 10 gerekmektedir]
Georges Lemmen - Little Pierre

Georges Lemmen - Little Pierre

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Vay be. Bu nasıl bir ağıttır. İçime içime işledi sanki.

2 ay önce

- Kız arkadaşın neden kalmadı ki kahvaltıya, hemen yurda gitmeseydi?

- Ben demedim.

- Oha amına koyim Doğan. Hayvan mısın olum? Niye davet etmedin?

- …

- Bu senle tanışmak isteyen kız mıydı? Facebook’tan mesaj attı falan diyordun.

- Yok bu başka. O salı günü buluştuğum kız. Ama onunla da görüşmeyeceğim daha.

- Perşembe buluştuğun mu?

- Yok o da değil.

- …

- Ne ters ters bakıyorsun abi ya.

- Ya sikicem ama lan. Olum senin gözlerin yeşil olmasa bi sikim yapamazsın biliyorsun di mi.

- Ne alakası var.

- Tabii olum. Vücutsa bende de vücut var. Omuzlarım falan geniş benim de yani. Saçlarımı da geriye attığımda gayet karizma oluyorum ben de. Ama işte kızlar yüzeysel. Yeşil göze hemen tav oluyorlar. 

- Tabi tabi. 

- Siktir git çay koy bana. Demli olsun.

Geçenlerde yazmıştım; okuldan bir kız bi yazılım şirketinde part-time çalışıyor diye. Bugün laflarken konu öğrenci hayatının çok rahat olduğu, gezmek tozmak gerektiği falan konuşuldu. Bu konuşmalardan önce de bahsettiğim kız, “Bak ben mesela bir ay çalıştım o şirkette. Az çok görme şansım oldu çalışanları falan. Öğrenci hayatı gerçekten çok rahat. Şimdi iş hayatında akşam 6’da çıkıyorsun, belki daha geç çıktığın günler oluyor. E haftanın beş günü bu şekilde çalıştığın zaman da hafta sonları insanlar evlerinden çıkmayıp, uyuyup dinlenmek istiyor haklı olarak. O yüzden benimle hep şakasına dalga geçtiler, kızım sen manyak mısın? Git gez toz. Gelmiş burada harcıyorsun vaktini, diye.” demişti.

Yani yaşamdan ‘tat almak’  için son üç dört senemiz kaldı.

Zaten ben de bilişim sektöründe tutunamayıp, ha bire işten kovulacağım için yönetmen olur, filmimi çekerim herhalde. Çekemez miyim? 

Oskar, gel olum, gel. Geh kuçu kuçu.